Fikrî ve Sınai Mülkiyet Hukuku
Fikri mülkiyet; edebiyat, sanat, müzik, mimari vb. alanlarda insan yaratıcılığının ürünü olan ve iktisadi bir değere sahip olan gayrimaddi mallar üzerindeki mülkiyettir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa (FSEK) göre fikren ortaya çıkarılmış bir ürünün eser olarak korunabilmesi için, kanunda “ilim ve edebiyat eserleri”, “musiki eserleri”, “güzel sanat eserleri” ve “sinema eserleri” olarak sayılan eser türlerinden birine dahil olması gerekmektedir. Ayrıca Kanunun 6. maddesinde “İşlemeler ve Derlemeler” başlığı altında da bazı fikir ve sanat eserlerine yer verilmiştir. İçerisinde bulunduğumuz bilişim çağı ve girişimcilik modellerinin yaygınlaşması dolayısıyla önemine binaen belirtilmelidir ki bu başlık altında bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya programda herhangi bir değişim yapılması ile veri tabanları da (veri tabanı içinde bulunan veri ve materyaller hariç olmak üzere) Kanuna göre eser olarak nitelendirilmiştir.
Sınai Mülkiyet ise, fikri mülkiyetin bir alt kategorisidir. Sınai mülkiyet hakkı ile patent, faydalı model ve tasarımlar bunları yaratan kişiler adına; ticari alanında üretim ve satışı yapılan ürünlerin ayırt edilmelerini sağlayacak marka, coğrafi işaretler gibi işaretler ise üreticileri ve satıcıları adına kaydedilmektedir. Sınai mülkiyet hakkı aynı zamanda sahiplerine, belirli bir süre belirtilen bu ürünleri üretim ve satma hakkını vermekte ve böylece ekonomik bir değer kazanmaktadır.
İşte Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku da bir eser üzerinde sahip olunabilecek maddi ve manevi hakları koruyan ve bu haklar hususunda yasal düzenlemeler yapan hukuk dalıdır. Bu hukukun kapsamında kalan fikri ve sınai mülkiyet hakları temel olarak iki ana grubuna ayrılmaktadır. İlki telif hakları, ikincisi ise sınai mülkiyet haklarıdır:
Telif hakkı; fikri eseri meydana getiren kişiye bu eserler üzerine hukuken sağlanan haklardır. Mutlak haklar arasında yerini alan ve herkese karşı ileri sürülebilen telif hakları, eserin üretilmesi ile doğduğundan tesciline ihtiyaç bulunmamaktadır. Bununla birlikte telif hakkının korunmasına ilişkin ülkesellik ilkesi geçerli olduğu için koruma, talep edilen ülkenin mevzuatına göre belirlenmektedir.
Sınai mülkiyet hakları ise marka, coğrafi işaret, tasarım, entegre devre topografyaları, patent ve faydalı modelleri kapsar. Bu hakların korunması ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamak amacıyla özel olarak Sınai Mülkiyet Kanunu düzenlenmiştir. Kanunda, tüm bu ürünlerin adlarına ilişkin başvurular, tescil ve tescil sonrası işlemler ve bu hakların ihlaline ilişkin hukuki ve cezai yaptırımlar hüküm altına alınmıştır. Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte 551, 555, 556, 566 ve 551 sayılı kanun hükmünde kararnameler yürürlükten kaldırılmıştır.
Fikri Sınai Hukuku kapsamında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar geniş bir alana yayılmakta olup bu uyuşmazlıklar şu şekilde sıralanabilir:
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) Kapsamındaki Meydana Gelebilecek Hukuki Uyuşmazlıklar;
➢ Mali ve manevi haklara yapılan tecavüzün kaldırılması davası,
➢ Mali haklara tecavüz halinde tazminat istemi,
➢ Tecavüzün men’i davası,
➢ Manevi hakları ihlal edilenlerin açacakları tazminat davasıdır.
Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) Kapsamında Meydana Gelebilecek Hukuki Uyuşmazlıklar ise
➢ Marka hükümsüzlük davası,
➢ Sınai mülkiyet haklarına tecavüz fiillerinin tespiti davası,
➢ Sınai mülkiyet haklarına tecavüz fillerinin önlenmesi ve durdurulması davaları,
➢ Tazminat davaları,
➢ Tecavüzü oluşturan veya cezayı gerektiren ürünlere el koyma davaları,
➢ El konulan ürünlere mülkiyet hakkının tanınması davası,
➢ Tedbir Davaları,
➢ İptal davaları,
➢ Markaların silinmesi, ürünlerin imhası davası,
➢ Tecavüz nedeniyle açılacak ceza davaları.
Önemle belirtmek gerekir ki TTK’nın 4. maddesinin d bendinde; fikri mülkiyet hukukuna dair mevzuatta öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının mutlak ticari dava olduğu; herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen (havale, vedia ve) fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davaların ise bundan istisna tutulduğu ifade edilmiştir.
Ayrıca TTK’nın 5/A maddesinin yaptığı atıf ile TTK’nın 4. maddesinde sayılan mutlak ticari davalar ile diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle fikri mülkiyet hukukuna ilişkin ortaya çıkabilecek uyuşmazlığın öncelikle zorunlu arabuluculuk kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.
Ek olarak havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davaların da yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi koşuluna bağlı olarak ticari dava olarak nitelendirileceği unutulmamalıdır.